TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı ve KESK Genel Başkanı
İsmail Hakkı Tombul, 12 Nisan 2007 tarihinde yaklaşan cumhurbaşkanlığı
seçimleri üzerine ortak bir açıklama yaptı.
NEOLİBERALİZME, GERİCİLİĞE VE IRKÇILIĞA KARŞI
EMEKTEN VE HALKTAN YANA TAVIR ALACAK BİR CUMHURBAŞKANI
İSTİYORUZ
Mayıs ayı içerisinde Türkiye'nin 11. Cumhurbaşkanı TBMM'de seçilecek.
Seçimler sürecinde -halkın günlük yaşamına yeterince değmeden-
sürdürülen tartışmalar, yönetenler arasındaki iktidar çatışmasının
yansımasıyla, toplumu laik-anti laik ekseninde saflaşmaya itiyor.
Yaşanan bu tartışmalar örgütleri ve bireyleri bu saflaşmanın
bir tarafı olmaya zorluyor.
Emek ve meslek örgütlerinin görevi ve sorumluluğu; bu sahte
saflaşmanın dışında emekten, halktan yana bir çözüm oluşturmak
ve bu eksende bir gücü açığa çıkarmaktır.
KESK ve TMMOB, Cumhurbaşkanlığı seçim sürecini bu sorumluluk
ve bilinçle değerlendirmektedir:
Cumhurbaşkanı, Anayasa'da yazılı olduğu biçimiyle TBMM'de seçilecektir.
Oysa "Cumhur"un yani "Halk"ın başkanını seçecek
parlamentonun yapısı temsil özürlüdür. 12 Eylül hukukunun ürünü
olan antidemokratik %10'luk seçim barajlarıyla, 2002 seçimlerinde
toplam seçmenin %55'inin, oy kullanan seçmenin ise %45'inin
iradesi parlamentoya yansımamıştır. AKP toplam seçmenin
%25'inin oyuyla parlamentoda %65 çoğunluk sağlamıştır. AKP bu
antidemokratik temsile dayanarak Cumhurbaşkanını tek başına
belirlemek istemektedir.
Bu süreçte bütün toplum Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ağzından
çıkacak Cumhurbaşkanı adayının adını bekliyor. Biliyoruz ki,
Erdoğan'ın belirlediği aday TBMM'de AKP çoğunluğu tarafından
oylanacak ve Cumhurbaşkanı olacaktır. Aslında Cumhurbaşkanı'nı
tek başına AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan
belirleyecektir. Halk ve emekçiler, karar sürecine müdahil
olamadan, siyasi partiler yasasının yarattığı
"sultan" liderin belirlemesiyle, temsil özürlü
parlamentoda "demokratik(!)" biçimde "sonuç"
belirlenecektir. Ve ne yazık ki bunun adı da "milli
irade" olacaktır.
AKP'nin bu süreci, halkın %65'inin iradesini karşısına alarak,
tek başına belirleme isteği demokratik değildir. Kısa süre
sonra yapılacak genel seçimlerle de telafisi zor temsil sorunları
ortaya çıkacaktır.
Diğer yandan, %10'luk seçim barajını savunup "Bu Parlamento
Cumhurbaşkanı'nı seçemez" demek de başka bir çelişkidir.
Yapılması gereken en kısa zamanda siyasi partiler yasasının ve
seçim yasasının değiştirilmesi ve barajların kaldırılarak
halkın tümünün iradesinin meclise yansımasının sağlanmasıdır.
Darbeci Generaller tarafından hazırlatılan 12 Eylül Anayasası'nda
Kenan Evren için belirlenen "Cumhurbaşkanı'nın görev,
yetki ve sorumlulukları" demokratik parlamenter sistemle uyuşmamaktadır.
Parlamento tarafından seçilmiş, halkın iradesinin üzerine
oturmayan bir Cumhurbaşkanı'nın, "Devletin Başı" sıfatıyla
geniş yetkilerle donatılması ve dahası işlemlerinden dolayı
bir sorumluluğunun olmaması demokratik değerlerle bağdaşmaz.
Yetkileri tartışılmadan, bu yetkileri kimin kullanacağını tartışmak
da, yetkileri kullanmaya talip olmak da kabul edilebilir bir durum
değildir ve sorunu çözmeyecektir. Zaman varken hemen Anayasa değişikliğine
gidilerek, Cumhurbaşkanı'nın yetkileri sınırlandırılmalıdır.
Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde sorun "Rejim
Sorunu" olarak sunulmakta ama konu Recep Tayyip Erdoğan ismine
indirgenerek tartışılmaktadır. Oysa toplumun muhafazakârlaştırılması,
12 Eylül'ün ortaya koyduğu "Türk-İslam Sentezi"
politikalarının doğrudan bir sonucudur. Bu politikaları
sistematik olarak uygulayarak "Siyasal İslam"ın gelişmesine
katkı sunanların bugün laiklikten söz etmesi ironiktir.
Hiç kimse yaşanan tartışmaları gerekçe gösterip, darbe girişimleri
ya da çığırtkanlığı yapmaya, Cumhurbaşkanlığı sorununu
demokrasi dışı yollarla çözmeye cesaret etmemelidir. Başta 12
Eylül olmak üzere bütün darbelerin öncelikli mağduru emekçiler
ve halk olmuştur. Anti demokratik yönelimlerin karşısında olmak
her demokratın öncelikli görevidir. Bizim her süreçte darbelere
karşı duracağımız bilinmelidir.
İçerisinden geçtiğimiz süreçte "Nasıl bir Cumhurbaşkanı?"
sorusunun yanıtı önem kazanmaktadır.
Cumhurbaşkanı Taraf Olmalıdır!
Biz, neo-liberalizme, gericiliğe ve ırkçılığa karşı eşitlikten,
özgürlükten, laiklikten, demokrasiden yani emekten ve halktan
yana tavır alacak bir Cumhurbaşkanı istiyoruz.
Biz; gericiliği toplumun ve devletin her zerresine yerleştirmek ve
kurumsallaştırmak isteyenlerle, IMF ve ABD'nin emirlerini harfiyen
yerine getirenlerle darbeci generaller arasından bir tercih yapmak
zorunda değiliz.
Biz asıl yapılması gerekenin, cumhurbaşkanlığı sorununu da
çözecek olanın bir demokratik dönüşümün gerçekleştirilmesi
olduğunu söylüyoruz.
Biz bu dönüşüm için üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz,
bunun için kararlıyız.
İsmail H. Tombul KESK Genel Başkanı
Mehmet Soğancı TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı